6 Aralık 2015 Pazar

ÇÖLDE ÇAY: BİRLİKTE AMA YALNIZ İKİ YABANCI


İnsan yalnız doğar, yalnız ölür. Hayatın her evresinde ona eşlik edenler vardır yanında. Şefkatiyle bir anne, koruyuculuğu ile bir baba verilir çoğumuza. Sevmeyi, kavga etmeyi, kıskanmayı, mücadeleyi öğrenmemiz, en korunaklı sığınağımız evin dışındaki dünyaya hazırlanmamız için kardeşler… Büyüdükçe arkadaşlar girer hayatımıza. Bize yön veren kimlikleri ile öğretmenler tutar sonra elimizden. Hayat yolunda düşe kalka yürürken hep yalnızlığımızı bertaraf etmek, sevilmek, beğenilmek belki hepsinden çok anlaşılmak isteriz. 

Zaaflarımıza, yenilmişliklerimize bahaneler bulurken içinde bulunduğumuz şartların olumsuz yanlarını da gözler önüne serer ve kim olsa aynı şeyi yapardı lafını duyarak anlaşıldığımızın tescillenmesini, hayata karşı duruşumuzun onaylanmasını isteriz. Yıllar geçtikçe yalnızlığımızı paylaşacak bir hayat arkadaşının varlığına özlem duyarız. Şanslıysak bir aşk bulur bizi, bir ve beraber oluruz bu büyülü duygunun gölgesinde kısa bir öğlen vakti. Sonra akşam olmaya başlar ve hava serinlerken yine yalnızlığımızı hissederiz. İster aşkla başlasın, ister mantığın ve sevginin hakim olduğu bir birliktelikle hayatı paylaşalım ilişkilerin doğal seyri gereği yaklaştığımızca uzaklaşırız sevdiklerimizden.

Önce yalnızlığımızı takas edeceğimiz biri ile olmanın heyecanını yaşarız derinden. Onu görmek hep onunla konuşmak isteriz. Bugüne kadarki hayatımızın şahidi kılmak istercesine anlatırız kendimizi. Sonra iyice yaklaşır, birbirimizin her şeyi olmaya çalışırız. Bir süre hoşumuza gider böyle bir birliktelik. Yalnızlığımızı unutur, beraberliğin keyfini süreriz. Ama zamanla sıkılırız iç içelikten. Çünkü her birey tek başına gelmiştir dünyaya ve benzeşerek birlikteliği reddeder ruhu. Ayrışarak, uzaklaşarak kendi kalmak ister. Bu durumu fark eden eşler-arkadaşlar-sevgililer birbirlerine kendi olmalarını sağlayacak alanlar açarlar ve uzaklaşmanın aslında yeniden bir araya gelmek, daha doğrusu bir birlikteliği sürdürebilmek için gerekli olduğunu anlarlar. Bunu fark edemeyenler ise Teoman’ın sözlerini yazdığı, Şebnem Ferah’la beraber  şahane yorumladığı “iki yabancı “ şarkısında anlattığı birlikte ama yalnız iki yabancı olup çıkıverir. Ne diyordu şarkıda hadi beraberce hatırlayalım:

“Yazdan kalma bir günden

ya da çölde çay filminden
bir sahne var aklımda 
oyuncular sanki biziz
mutsuzuz ikimiziz
kimi aşklar hiç bitmezmiş,
bizimkisi bitenlerden
sevmeye yeteneksiziz
iki yabancı iki yabancı
birlikte ama yalnız
iki yabancı
hani o güneşin batışı
bizi Tanrıya inandırışı
şu an o akşam aklımda
ama çok zaman önceydi
yaralarımız ağır değildi
yine de bağışladım ben hep seni
hem seni hem de kendimi
o kadar yoktun ki
yazdan kalma bir günden
ya da çölde çay filminden
benim de sahneler aklımda
seninkilerden farklı ama
artık kendini kandırma
yoktur üstüne senin güzeli çirkin yapmakta
suçuysa dünyaya atmakta
neyin bildin ki değerini
benimkini bileceksin
bunu da tabi mahvedeceksin
iki yabancı iki yabancı
birlikte ama yalnız
iki yabancı...


Bu şarkıda aşkın o yükseliş döneminden duraklamaya girişini kabullenmeyen ve bunun için birbirini suçlayarak yabancılaşan iki insandan bahsediliyor.

Her şeyin bir ömrü vardır. Bunun farkındalığı ile hayata baktığımızda zamanı dolan ilişkilerin bir sonraki evreye geçmesine izin vermemiz ve koşulları kabullenmemiz gerekir. 

Hiçbir aşk sonsuza kadar sürmez, yarım kalanlar hariç. Bildiğimiz bu gerçekle de geçenlerde bir büyüğümüzü dinlerken yeniden yüzleştim: İyi bir evliliği olan büyüğümüz ilişkiler üzerine biz gençlere tavsiyeler verirken laf arasında geçen eski nişanlısından bahsedişi esnasında çatık kaşlı yüz ifadesinin ilk kez yumuşadığını, yüzünün farklı bir aydınlanma ile ışıldadığını gördüm. Aşk dedim yeniden, sen ne kadar muhteşem bir şeysin, otuz yıl sonra bile ışığını koruyabiliyorsun. Ama tabi bunun sebebi hikayenin talihsiz olaylar silsilesi sonucu yarım kalmasıydı. Eğer o büyüğüm de nasipten öteye yol yok diyerek hayatına devam etmek ve şimdiki eşi ile olmak yerine aşık olduğu kadınla evlenseydi sonun başlangıcı olacak, o aşk da bütün yakınlıkların sonu olan uzaklaşmak hissiyle nihayetlenecekti. Necip Fazıl’ der ya hani bir şiirinde; 

Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;

Anla ki, yok Allah'tan başkasıyla yakınlık”




Çok sevdiğim bu şarkıyı defalarca dinledikten sonra şarkıda geçen “Çölde Çay” filmini tekrar izledim bu gece. Çaya, tek sahnede yer verildiği ve çölde bir nevi kaybolmuşluk metaforunun içinde  bir anlık dinlencenin simgesi olarak sunulması dışında çayın görünmediği, kahvenin ön planda olduğu film uzun süresiyle, adeta görsellikle desteklenen bir imgeler şöleni. 

Batının üstünlüğü, doğunun ise belirsizliği, güvensizliği ile beraber egzotik ve erotik unsurları ile öne çıkarıldığı oryantalist bir bakış açısına sahip filmde, kadın erkek ilişkilerinden aldatmaya, aldatılmaya, pişmanlık, tutku, alışkanlığın gücü, zamanla iki yabancıya dönüşen sanatçı bir karı kocanın yanlarına aldıkları bir dostları ile beraber Amerika’dan Afrika’ya yaptıkları yolculuk anlatılıyor .

Film, turist ve gezgin arasındaki farka değinerek başlıyor. Turistin evine dönmeyi düşünen, gezginin ise geri dönmeyebilecek bir maceraya atılan kişi olduğundan dem vuruluyor. Birbirini seven ama zamanın değirmeninde ilişkileri öğütüle öğütüle birbirinden uzaklaşan çift, kendini gezgin olarak tanımlarken yanlarındaki uçarı dostları turistliği kendine uygun görüyor. Filmde ise sönmüş bir ilişkiye katalizör görevi verilerek devreye sokulan ikinci erkek, ana karaktere karısına olan bağlılığını hatırlatıp kaybetme korkusunu yaşatıyor.

Fas'ın  Tanca  kentine yerleşen yazar  Bowles’in  ünlü  eseri  Esirgeyen Gökyüzü romanından uyarlanan film Bertolucci tarafından yönetiliyor.    

Tanca'yı  ilk  gördüğüm günden  bu yana ve  bunca  senedir  Cebelitarık   boğazından Endülüs'ün  dağlarına  bakan  bu  beyaz  şehri  pek sevdim..''diyen yazar gezginken bu şehirde tam 50 yıl yaşıyor.  Filme dair bir blog yazısında da bahsedildiği gibi;  yazar o  yıllarda  yapılan bir  röportajda  Tancayı  şöyle anlatıyor '' O ara sokaklarda dolaşıp durdukça bir de bakarsınız ki son yarım saattir sessizce ağlıyorsunuz ya da en azından ben ağladım. Çünkü bir bağlantı yoktu.Artık hiçbir şeyle bağlantım yoktu. Kendimi bir varoluşçu olarak  görüyorum. Benim  zihnimin  bu  yönde  çalıştığını sanıyorum.  Şimdinin  içinde  yaşıyorum,  gelecek  diye  bir şey  yok.  Her şey olacağına  varır.''

Filmde oyun yazarı olan kadından bahseden kocası, onun için hiçbir şey kendi değildir, mutlaka başka bir şeyin işaretidir diye kişiliğine dair ipuçları verirken kendime çok benzettiğim bu yönüyle hemen seviyorum kadın karakteri.  

Uzaklaşmakla yakınlaşmak arasında gelip giden kadının ızdırabı çoğu zaman yüzüne yansıyor ve neredeyse kadının yüzü gülmeden film bitiyor.

Çölde birlikte ama yalnız iki yabancı iken bölgedeki salgın hastalıklara yakalanan çift sırayla birbirlerine bakarken ilk kez kaybetme korkusu yaşıyor.
Hatta adam tifo nöbeti geçirirken başında çırpınan karısını gördükçe, ona ilaç içirmeye çalışırken sevgilim deyişini duyunca o hasta haliyle gülümseyerek bana sevgilim demeyeli bir yıl oldu diyor. “Benim için sevmek seni sevmekti, ne sorunumuz olursa olsun başkası olamaz. Belki ikimiz de çok sevmekten korkuyorduk “ diye ilave ediyor.

Son nefesinde ise; karısına, korkmamam gerektiğini biliyorum ama korkuyorum, buradan gidiyorum ve orası çok uzaklarda kimse oraya gidemez, çok uzaklarda yapayalnızım, derken kadın, kendisini yalnız hissetmesine sebep olan kocasını gerçek manada yitiriyor olmanın üzüntüsünü yaşıyor. “Bütün bu yıllar boyunca senin için yaşadım ama farkında değildim, şimdi biliyorum ama artık gidiyorum “ deyince kadının ruhen hissettiği yalnızlığa fiziken de eklenecek yokluk duygusu ile ızdırap içinde lütfen burada kal deyişi, insanın yalnız kalmak yerine kötü bir beraberliği dahi sürdürmek isteyişi bana insanın ölümle yok olmaktansa ölümden sonrasındaki hayatı kötü bile olacak olsa varlığının devam etmesini arzulamasını anımsatıyor.

Kadın sahra çölünün ortasında eşinin ölümüyle bir başına kaldıktan sonra tam bir savrulma yaşıyor. Kaybolmuşluğun,yalnızlığın,çaresizliğin pençesinde uzunca bir süre sürüklendikten sonra vatandaşına sahip çıkan Amerika, yetkililer aracılığıyla kadına ulaşılıyor. Film kadının kendisini oradan götürmek için gelenlerin olduğu otele değil de rastgele girdiği bir restoranda karşısına çıkan yaşlı bir adamın “Yolunuzu mu kaybettiniz ? Hayat ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için bitmeyecek gibi gelir. Oysa bugünkü öğleden sonrayı kaç kere hatırlayabilirsiniz? Yine de her şey sonsuzmuş gibi gelir” sözleriyle bitiyor.

Seyahat etmek insana sıhhat verir derler. Mekan değiştirmekte fayda vardır. Gittiğimiz yerde karşılaştığımız zorluklar bize hayatımızın, sahip olduklarımızın değerini hatırlatır. Uzaklaşırsak daha hızlı ve derin duygularla döneriz eve.

Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımanın güzelliği ile tazeleniriz. Hayatta karşımıza çıkan her insanın ve olayın bize öğrettiği şeyler olduğu muhakkak. "Kıyıyı kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez" diyor ya Andre Gide, yorulduğunuzda, bunaldığınızda, Sait Faik gibi “içim seyahatler çekiyor “  diyerek uzaklaşın evinizden ve özlemeden dönmeyin sevdiklerinize. Özgürlük şarkınızı bulun ki içinizde, eve dönünce beraber dans edeceğiniz bir melodi olsun heybenizde.   

Umarım hiç birimiz sonunda Nietzsche’nin “Sanki tüm hayatım boyunca yanlış melodiyle dans etmiş gibiyim” deyişindeki hüsranı yaşamadan yolculuğumuzu tamamlarız.

Çünkü, önemli olan tek şey; bir çöle benzeyen yaşam yolculuğumuzda doğru kervanla, istenen noktaya varmak… Bunun için de, önce insanın o çölde yalnız kalması, küçüklüğünü, çaresizliğini idrak ederek, bir ve beraber yüründüğünde kolaylaşan yolda, bahtının karşına çıkardıkları ile yakın ama bireyselliğini koruyacak kadar uzak, yoldaşlık yapmayı öğrenmesiyle mümkün görünüyor.

“Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum “ diyor ya Sezai Karakoç, geçen gün  ömürdendir, anın kıymetini bilin.

Sevdikleriniz her an yanınızda olmayacak, yaklaşın ve şimdi sarılın.

Didem Madak’ın ifadesiyle “Gece açılıp gündüz kapanan bir parantez gibi” olanları da bırakın geceye ama  sevdiğinizi söyleyin korkmadan ki, uzaklaşmak istediğinizde, tekrar döneceğinizin güveni ile beklesinler sizi, bir gün doğumunun ihtişamıyla kendi içlerinin çöllerinde…

İki yabancı olmak yerine, demli bir çayın verdiği güçle, yürüyün sevdiklerinizle beraber bir gün mutlaka vahaya ulaşacağınız ümidiyle zorlu hayat çölünde...

HANDAN KILIÇ 



4 yorum:

  1. 👍👍okurken hem keyif aldım hemde duygulandım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler ramazan bey:) ben de aynı duygularla yazdım selamlar

      Sil
  2. Kalemine, yüreğine sağlık canım. Ne çok zaman oldu hasbihal etmeyelim sen bizi unuttun galiba ama biz unutmadık. Çok yoğunum ama ayran içtik ayrı düştük olmasak. İstanbul'a yolun düşerse haberim olsun görüşelim. Bir alo bekliyorum senden. Allaha emanet ol.

    YanıtlaSil